Entries Tagged as 'Bertrand Russell'

Charlie Hebdo’nun Düşündürdükleri

Posted on: Cumartesi, Ocak 17, 2015

İnsana olan inancımı kaybetmemek için her geçen gün daha büyük bir çaba sarf etmem gerektiğini hissediyorum. Her gün yeni bir yıkım, katliam ya da zulüm haberine uyanıyor, her akşam “acaba yarın neyle karşılaşacağız,” diyerek yatıyorum. Bu kadar çok nefret ve kötülüğe nasıl katlanabiliyoruz diye düşünerek umutsuzluğa kapılıyorum. Kötülük ve nefretin içimize işlemiş olabileceğinden korkuyorum artık. Epikuros’un kötülük problemi zihnimi tırmalamaya başlıyor, ama sonra – her zaman olduğu gibi – yardımıma Spinozist tanrı ve dünya görüşü koşuyor (…ki o apayrı bir hikaye).
Charlie Hebdo saldırısı ve Nijerya’da yaşanan katliam… Dehşete düşmeme ve kötülüğün dünyada nasıl rahatça kol gezebildiğini bir kez daha görmeme neden olan son iki olay! Olup bitenler yeterince dehşet verici değilmiş gibi, özellikle Charlie Hebdo saldırısı sonrasında verilen tepkilerle yapılan yorumlar umutsuzluğumu derinleştiriyor. Burada yalnızca tüm benliğimle karşı olduğum “Evet, ama…” yorumlarından değil, yaşanan acıları kıyaslayanlardan, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebilenlerden, “Peygamberimize dil uzatılıyormuş dediler, kalktık geldik,” diyebilenlerden, herkesi provokatör olmakla suçlarken yazdığı üç satırın ikisinde nefret suçu ve hedef gösterme suçları işleyebilenlerden bahsediyorum. Geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul’a gelip barış ve kardeşlik mesajları veren Papa Franciscus bile teşbih sanatını incelikli bir şekilde kullanarak “anneme küfreden tokadı hak eder,” minvalinde demeçler verebiliyor. İşte tüm bunlar bana bir kez daha katı olan her şeyin buharlaşması gerektiğini düşündürüyor. Evet; katı olan, değişmesi mümkün görülmeyen ve nasıl bir hayat süreceğimizi daha doğduğumuz an belirleyip zihinlerimizi kıskıvrak yakalamaya çalışarak bizi hiçbir şeyi sorgulamadan, kendimize ait tek bir düşünce dahi üretmeden yaşamaya zorlayan her şey buharlaşmalı. Yan yollara sapabilmeliyiz. Bize ne yapmamız gerektiğini, neye inanıp nasıl düşünmemiz gerektiğini dikte eden tektipleştirici her olguya, düşünceye, inanca, kuruma, töreye yahut kişi ya da kişilere karşı gelebilmeli ve bu düşüncelerimizi de özgürce dile getirebilmeliyiz. Bu noktada hepimizin Charlie ya da bir başkası olmamızın da önemi yok. Hepimizin farklı bireyler – ve Stirner’a atıfla – biricik insanlar olmamız, hayatı ve bize öğretilenleri kendi adımıza sorgulayarak düşünce üretmeye çabalamamız yeterli. Spinoza’nın belirttiği gibi, “Doğa, cemaatler, kavimler yaratmaz, sadece bireyler yaratır…” Ve bu bireylerin her konuda ama her konuda fikir üretmeye, konuşmaya, itiraz etmeye, görüşlerini bildirmeye, yazı yazmaya, karikatür çizmeye hakları vardır. Düşünce özgürlüğü bunu gerektirir. Düşüncelerin dile getirilmeden önce “acaba nereden ‘Evet, ama!’ itirazları gelecek,” korkusuyla saçma sapan süzgeçlerden geçirildiği bir yerde düşünce özgürlüğünden söz edilemez. Hem fiziksel hem de düşünsel farklılıklarımızı kabullenip hoşgörülü davranmayı öğrenemediğimiz taktirde insanın dünyadaki macerasının çok da uzun soluklu olamayacağını düşünüyorum.

İnsanın sınır tanımayan nefreti, anlayışsızlığı ve hoşgörüsüzlüğü elbette ki çok daha kapsamlı bir şekilde irdelenmesi gereken mevzular. Sıcağı sıcağına yazdığımdan şimdilik sadece düşünce özgürlüğüne değinmeyi uygun buldum.

Son bir ekleme: Leibniz’in Monadoloji’sinden ve Russell’ın aşağıdaki videoda verdiği mesajdan öğrenilecek çok şey var.

 

 

Theme by Blogmilk   Coded by Brandi Bernoskie