Entries Tagged as 'nihilizm'

DOSTOYEVSKİ VE CİNLER

Posted on: Pazartesi, Aralık 29, 2014

Cinler

Cinler’i geçen ay okudum. Dostoyevski’yle üçüncü buluşmam bu. İki yıl önce Suç ve Ceza’yı, ondan önce de Beyaz Geceler’i okumuştum. Derinlikli ve hatta yer yer yoğun psikolojik çözümleme boyutuna varan karakter tahlilleri, mekanın önemsizliği, uzayan mizansen ve cümleler gibi yazınsal anlamda beğendiğim ve önem verdiğim alanlarda gelmiş geçmiş en güçlü yazarlardan biri olan Dostoyevski’yle neden bu kadar geç tanıştığımı ben de kendi kendime sorup duruyorum aslında. Bunun nedenlerine ayrı bir yazıda değinmemin daha doğru olacağını düşünüyorum. Şimdiki konumuz Cinler ve yazıya devam etmeden önce spoiler uyarısı yapmakta fayda görüyorum. Söz konusu bir Dostoyevski romanı olunca romanda neler olup bittiğini önceden bilmenin herhangi bir sıkıntı yaratmayacağını düşünüyorum, fakat benimle aynı fikirde olmayanlar bu yazıyı okumadan pas geçebilirler…

Dostoyevski Cinler üzerinde düşünüp çalışmaya 1868 yılında, yani 1867’de bir yıllığına Avrupa’ya gidip ekonomik sıkıntılar nedeniyle 1871 yılına kadar ülkesine dönemediği bir dönemde başlamış. Önceleri mektuplarında, Ateizm başlıklı çok önemsediği ve hatta yazdıktan sonra ölse dahi aktarmak istediği düşüncelerin çoğunu aktarmış olacağından bahsettiği bir metin üzerinde çalıştığını belirtirken zaman içinde bu tasarı Cinler’e dönüşmüş. Bu dönüşümün en büyük nedeni de 1869 yılının Kasım ayında Moskova’da genç öğrencilerden oluşan devrimci bir grubun lideri olan Sergei Nechaev tarafından işlenen cinayet olmuş. Suç ve Ceza’da radikal uçlara çekilen bireysel bir ideolojinin kişiyi cinayete sürüklemesi ele alınırken, Nechaev tarafından işlenen bu cinayete dair okuduğu haberlerden etkilenen Dostoyevski Cinler’in odağına baskın ve etkileyici bir karakter üzerinden ütopik bir sosyalist idealizmin neden olduğu bir cinayeti oturtmuş. Bu bağlamda Nechaev ile romanın ana kahramanlarından Pyotr Stepanoviç Verhovenski arasında benzerlikler olması da hiç şaşırtıcı değil.  Örneğin her ikisi de ‘büyük resme’ bakıyor ve dışarıdan herhangi bir itici güce ihtiyaç duymuyorlar; girdikleri ortamda bulunanları etkileri altına alabiliyor ve bunu yapmak için sahte bir geçmiş kurgulamakta sakınca görmüyorlar. Nechaev de Verhovenski de tamamen hayal ürünü olan bir sözde örgüte üye olduklarını ve çok yakında bir devrim gerçekleştireceklerini ifade ediyor. Dostoyevski aslında son derece tutucu biri. Ona göre liberalizmin her biçimi sakıncalı. Tüm idealler birer yanılsamadan ibaret çünkü idealleri ortaya atanlar da insan ve dolayısıyla herkes öyle ya da böyle kendini ya da başkalarını kandırmaya çalışıyor. Tutucu görüşleri ve liberalizm karşıtlığı konusunda olmasa da herkesin birbirini kandırmaya çalışması konusunda kendisine katılıyorum. Hatta tüm politik görüşlerin, partilerin ve ideolojilerin aslında temelde faşizan bir yanı olduğunu, savunulan düşüncelere karşıt görüşler ortaya atanlara başlangıçta ılımlı yaklaşanların dahi bir süre sonra tahammülsüz davranışlarla herkesi kendileri gibi düşünmeye zorlayacaklarına inanıyorum.

Dosto

Cinler tuhaf olarak nitelendirilebilecek bir ortamda eğreti bir gülünçlükle çarpıcı bir şiddeti harmanlayan bir roman. Eğreti gülünçlük dememin nedeni o alışılageldik Rus tuhaflıklarına bu roman boyunca da sık sık rastlıyor olmamız. Örneğin karakterler durup dururken birbirlerini tokatlayabiliyor ya da oldukça sıradan bir olaya abartılı tepkiler vererek bir anda bağırıp çağırmaya başlayabiliyorlar. Okuduğum diğer Rus romanlarında da buna benzer aşırılıklara rastladığımdan bu durumun Dostoyevski’ye değil de Rusların kişisel özelliklerine bağlamanın daha doğru olabileceğini bile düşünmeye başladım. Roman, küçük bir kasabada Pyotr Stepanoviç Verhovenski liderliğinde bir araya gelerek az önce bahsettiğim gibi Rus toplumu ve düzenini kökten değiştirmeyi hedefleyen gizli bir nihilist örgütün kontrolden çıkması sonucunda kendi içlerinden birini öldürmeye varacak çözülme sürecini ve tüm bu olayların etkilerini anlatıyor. Kitap oldukça yavaş bir tempoyla açılıyor. Metin başlangıçta Pyotr Stepanoviç’in babası Stepan Trofimoviç ve onun yanında yaşadığı kasabanın ileri gelenlerinden Varvara Petrovna’nın aralarındaki arkadaşlık ilişkisinden hareketle kitaptaki önemli pek çok karakter tanıtılarak asıl olaylara ve kitapta büyük önem taşıyan asıl karakterlerin metne dahil olduğu noktaya kadar uzunca bir girizgah şeklinde ilerliyor. Stepan Trofimoviç karakteri geçimini kasabadaki genç öğrencilere özel ders vererek sağlıyor, ancak sürekli maddi bir sıkıntı içinde olduğundan yıllar içinde yanında yaşamakta olduğu Varvara Petrovna’ya iyiden iyiye bağımlı hale gelmiş durumda. Stepan Trofimoviç de metnin ilerleyen bölümlerinde hikayeye dahil olan Pyotr Stepanoviç, ünlü yazar Karmazinov, Aleksey Nilıç (Kirillov) gibi liberal ve batıya dönük görüşlere sahip bir karakter. Varvara Petrovna ise yine metnin başkarakterlerinden biri olan Nikolai Stavrogin’in annesi; kasaba entelijansiyasının ileri gelenlerinden olan Pyotr, Stepanoviç, Liputin, Virginsky ve Şatov gibi karakterlerin toplantılarına ev sahipliği yapmaktan son derece hoşnut. Karakterleri tek tek tanıtıp olayları uzun uzadıya anlatmak istemiyorum; amacım yalnızca kitapta beni çok etkileyen birkaç karakterden, Dostoyevski’nin metne ustaca yedirdiği yine son derece ilginç fikirlerden bahsedip romanın bana göre son derece güçlü yanlarının yanı sıra yine bana göre daha zayıf olan yanlarından bahsedip bu mükemmel anlatıyı okuma isteği uyandırmak…

Öncelikle kitabı okurken aynı karaktere metin içinde farklı isimlerle hitap edilebildiğinden ve çok fazla karakter olduğundan bir karakter listesi oluşturmanızı salık verebilirim; böyle bir liste oluşturmak benim çok daha keyifli – ve de hızlı – bir okuma yapmamı sağladı. Burada kitaptan uzunca bir alıntı yapacağım, fakat kitabın temel meselesini çok iyi özetlediğinden yazıya dahil etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Gerçek hayatta Nechaev’in başı çektiği grubun işlediği cinayet kitapta Şatov adlı karakterin vahşice öldürülmesiyle  sonra işler Pyotr Stepanoviç’in beklediği gibi gitmez ve grupta çözülmeler olmaya başlar. Gizli örgüte mensup karakterlerden Lamşin polise gidip her şeyi tek tek anlatır ve tüm bunların neden yapıldığı sorulduğunda şöyle yanıt verir:

“Toplumun dayanaklarını düzenli bir çalışmayla sarsmak için, toplumu ayakta tutan her şeyi çürütmek için: Herkesin aklını başından almak, her şeyi birbirine karıştırıp işleri çorbaya çevirmek, böylelikle bozulan, sarsılan toplumu, hastalıklı, çürümüş, ahlaksızlaşmış, tüm inançlarını yitirmiş, ama öncü bir düşünce uğruna, kendi güvenliği uğruna yanıp tutuşan toplumu, isyan bayrağını kaldırarak; o dakikaya kadar gizliden gizliye çalışmış, elinden gelen her şeyi yapmış, tutunulabilecek zayıf noktaları araştırılmış olan beşliler ağına dayanarak toplumu bir anda avcunun içine almak için.” (s. 655)

Bu itiraf, Pyotr Stepanoviç’in hayali beşliler ağının hedeflediği toplumsal yıkımı özetler nitelikte. Pyotr Stepanoviç bu hedefine ulaşmak için herkesi işine geldiği şekilde kullanmaktan kaçınmaz. İnsanları etkileme gücüne rağmen grubun merkezinde olamayacağını bildiğinden bu rolü üstlenmesi için gözüne Stavrogin’i kestirir. Stavrogin’i bir lider olarak ortaya atabilirse başarabilecekleri kişiliğine uygun olarak aşırı bir heyecana kapılmasına ve – deyim yerindeyse – Stavrogin’in etrafında pervane olmasına sebep olur. Artık işine yaramayan insanları öldürmesi için para uğruna her şeyi yapabilecek olan Fedka’yı, en ince ayrıntısına kadar planladığı Şatov cinayetini örtbas edebilmek içinse Kirillov’u kullanır. Bu noktada da bence romanın en ilginç karakterlerinden biri olan Kirillov’dan biraz bahsetmekte fayda var. Kirillov insanları özgür kılmak için intihar etmeyi seçen bir karakter. Ölüm korkusu ve ölümden sonra neler olacağına dair belirsizlikler olmasa çoğu insanın da benzer şekilde intihar etmeyi seçeceğini düşünüyor. Yaşamın bir yalan üzerine kurulu olduğunu ve insanın bu nedenle mutsuzluğa yazgılı olduğunu düşünen Kirillov yanı zamanda bir mühendis; dolayısıyla da sürekli bir ikilem içinde: İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için Tanrı figürünün var olması gerektiğine inansa da bunun mümkün olamadığını düşünüyor. Bu çelişkili düşüncelerle daha fazla yaşayamayacağını hisseden Kirillov insanlığı bu korkudan kurtarıp sonsuz özgürlüğe ulaştırmak için kendisini feda ederek intihar etmeye hazır. Tüm bu absürt fikirlerinin yanında Kirillov aslında içinde yaşadığı dünyaya da son derece bağlı olduğunu gösterecek davranışlar sergiliyor. Örneğin kitabın sonlarına doğru Şatov’un eski karısı beklenmedik bir şekilde ortaya çıkıp Şatov’dan olmayan çocuğunu doğurduğunda Kirillov’un aslında nasıl iyilik dolu ve çocukları seven bir yanı olduğunu da görüyoruz. Bu bağlamda Kirillov’un da tıpkı Şatov gibi Dostoyevski’nin insanların aynı anda hem iyi hem de kötü olabileceklerini göstermek için kullandığı karakterlerden biri olduğu da düşünülebilir. Bu noktada hazır Şatov ve eski karısından bahsetmişken sözü daha fazla uzatmadan romanın – bana göre – zayıf olan yanlarından bahsetmek istiyorum. Örneğin Şatov’un karısı Marie’nin kitapta neredeyse 500 sayfa sonra bir anda ortaya çıkması ve o ana dek son derece pasif bir görüntü çizen Şatov’un karısının ortaya çıkarak kendisinden olmayan bir çocuğu evinde doğuracak olması üzerine ona yardım etmek için deli divane olarak kendini paralaması bana pek inandırıcı gelmedi. Romanda bir anlatıcı sorunu da olduğunu düşünüyorum. Romanı anlatan karakter bizzat tanık olmadığı ve bilmesinin mümkün olamayacağı olayları, karakterlerin düşünce ve hislerini metin boyunca tanrı anlatıcıymış gibi aktarıyor. Dostoyevski’nin mizansen yaratma ve gerçek hayattaki görüşlerine ters düşen karakterleri dahi inandırıcı bir şekilde yaratma yeteneğiyse gerçekten muazzam. Kitap düello, yangın, Lebyadkinlerin ölümü Karmazinov’un konuşması, Şatov’un öldürülmesi, Kirillov’un intiharı gibi kusursuz bir şekilde aktarılan onlarca sahneye bölünebilir. Hele hele Kirillov’un intiharının anlatıldığı bölüm atmosfer nasıl yaratılır sorusunun yanıtı olarak okunabilir. Cinler’le ilgili daha pek çok şey söylenebilir. Her biri birbirinden farklı düşüncelerin kıskacı altında bir oraya bir buraya savrulup duran karakterler, Stavrogin’in ulus/tanrı ilişkisi üzerine düşünceleri, Şigalevcilik ve Stepan Trofimoviç-Şatov-Kirillov karakterlerinin birbirinden farklı inançlarıyla gerçekten son derece sarsıcı, akıldan uzun süre çıkmayacak bir roman. Hatta romanı bitirdikten sonra neredeyse iki hafta boyunca başka bir roman okumak istemedim diyebilirim.

Theme by Blogmilk   Coded by Brandi Bernoskie