Entries Tagged as 'platon'

Felsefe Notları – 1

Posted on: Perşembe, Mart 19, 2015

agora ancient greece

Bilen bilir: felsefeye öteden beri özel bir düşkünlüğüm vardır. Hatta günün birinde uzaylılar gelip, “seni üniversite yıllarına döndüreceğiz fakat mühendislik dışında başka bir bölüm okuyacaksın,” deseler; önce hiç düşünmeden edebiyatı değil de felsefeyi seçer ve sonra uzaylıların neden işi gücü bırakıp beni tekrar üniversiteye göndermekle uğraştıklarına kafa yorardım. Böyle bir yazı dizisine başlamamın nedeni de aslında tam olarak felsefe kelimesinin etimolojik köklerinde yatıyor. Felsefe, yani philosophia, eski Yunan’da ‘sevmek’ anlamına gelen phileo ile bilgi yahut bilgelik anlamlarına gelen sophia kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiş bir sözcük. Dolayısıyla bendeki dur durak bilmeyen okuma ve öğrenme sevgisine daha uygun düşecek bir disiplin bulmak zor olsa gerek. Tabii asıl neden felsefe okumalarıma dair düşüncelerimi ve aldığım notları belli bir düzen dahilinde – ve farklı farklı not defterleri yerine tek bir yerde – biriktirebilmek…

Bu ilk yazıda öncelikle bir öykü yazarı olarak sık sık duymaya alışkın olduğum, “Neden öykü?” sorusunu “Neden felsefe?” haline getirip kendimce yanıt vermeye çalışacağım.

Her ne kadar somut gerçeklere dair bir eğitim hayatı geçirmiş olsam da; zaman, ölüm, hayatın anlamı/anlamsızlığı, varoluş, gördüklerimizin aslında gerçek olup olmadığı gibi soyut meseleler benim aklımı hep daha fazla kurcalamıştır. Dolayısıyla Platon’un Diyaloglar’ı ve böylelikle Sokrates’le tanıştığımda zihinsel bir İşte Bu! dediğimi çok net anımsıyorum. İlk neden bu olabilir. Ne de olsa aradığımı bulmuştum: benim gibi hiç durmadan tuhaf şeylere kafa yoran bir grup insan… Bir süre her şeyin başladığı yere, yani eski Yunan felsefesine yöneldim. Batı felsefesinin – ve aynı zamanda Batıya özgü düşünce sistematiğinin – köklerinin atıldığı ve M.Ö. 6. Yüzyıla uzanan Sokrates öncesi düşünürlerden başlayarak M.Ö. 322 yılında Aristoteles’in ölümüyle sonlanan yaklaşık 250 yıllık bir zaman dilimini kapsayan bu müthiş dönemde felsefe uğraşının aslında şiirselliğe çok yakın olduğunu düşünürüm. Kâinat ve varlığa dair bilgisizliğini fantastik denebilecek bir sezgisellikle örtbas etmeye çalışan düşünürlerle dolu bir dönem… Sonraki yazılarda daha detaylı bir şekilde değineceğim Hesiodos’un teogonisinin yanı sıra Anaksimandros, Anaksimenes, Heraklitos, Thales gibi düşünürlerin kısıtlı bilgileriyle ortaya attıkları heyecan verici düşünceler Sokrates, Platon ve Aristoteles’te karşılık bularak günümüz felsefesiyle düşünce sistematiklerinin temellerini oluşturmuş. Her biri insana ve evrene dair güçlü düşünceler ortaya atmışlar; ne de olsa eski Yunanlılar için bilgelik; her şey durağan mıdır, ahlaki değerler göreceli midir, özgürlük nedir, insanlar eşit midir gibi temel sorulara yanıt verebilmekle bir tutuluyormuş. Ortaya atılan fikirler her daim günümüzle örtüşmeseler de, kimi zaman şok etkisi yaratan bazı görüşlerle karşılaştığımızda aslında bize çok tanıdık gelen konulara daha önce hiç düşünmediğimiz bir açıdan bakarak ufkumuzu açmamızı sağlayabiliyorlar. (Platon’un demokrasi düşmanlığı ya da Aristoteles’in insanların eşit olamayacağına dair inancı gibi) Dolayısıyla ikinci neden de her şeye yamuk bakarak farklı bir gözle inceleme alışkanlığı edinmeme önayak olması sanırım…

Bu noktada felsefeyi heyecan verici bulmamın nedenlerinden birine daha değinmem gerek: felsefe tarihi kronolojik bir sırayla takip edildiğinde, her biri çığır açıcı fikirler ortaya atmış düşünürlerin aslında birbirleriyle tatlı bir diyalog içinde oldukları görülebilir. Örneğin Anaksimandros, suyu ilk öğe (arkhe) kabul eden Thales’in öğrencilerindendi; ancak her iyi öğrencinin yapması gerekeni yaparak öğretmeninin fikirlerine karşı gelip arkhe olarak sonsuzluğu ortaya attı. Aslında felsefe tarihi bu büyük düşünürlerin kocaman bir yuvarlak masanın etrafına toplanıp farklı konuları tartıştıkları upuzun bir diyalog olarak okunabilir. Platon’un yazılarında diyalog formunu kullanmasına şaşmamalı!

Bize fiziksel olarak çok yakın bir coğrafyada ancak zamansal olarak çok uzak bir dönemde yaşamış düşünürlerce başlatılan kainatı anlama uğraşının sonu yok elbette; benim çabam yalnızca – uzaktan da olsa – bu muazzam düşünsel serüvenin iyi bir izleyicisi olabilmek… O halde bir sonraki yazıda Hesiodos ve Thales’le yola koyulabiliriz…

Theme by Blogmilk   Coded by Brandi Bernoskie