Entries Tagged as 'vaiz'

Camus / Defterler-I Üzerine Okuma Notları

Posted on: Cuma, Temmuz 10, 2015

Defterler-I

Her ölüm erken ve her liste biraz eksiktir. “Edebiyat Anlayışımdaki 5 Kırılma Noktası” başlıklı yazıyı yazdıktan sonra Albert Camus’yü nasıl olup da listeye eklemediğime şaşıp kalınca, Camus için ayrı bir yazı yazma gereği hissetmiştim. Geçtiğimiz hafta Camus’nün aldığı notları ve düşüncelerini topladığı “Defterler”inin I. cildini okuyunca bunun, Camus’ye dair ilk yazıyı yazmak için yeterli bir bahane olduğuna karar verdim. Belki de bunun nedeni Camus’yü, sevdiğim bir yazar olmasının ötesinde, dünyaya bakışımı etkilemiş bir düşünür olarak içselleştirmiş olmam; zira benim için Camus’nün yeri gerçekten çok ayrı ve salt edebiyatla sınırlı değil.

“Sisifos Söyleni” adlı kitabıyla birlikte tanıştığım ‘saçma’ düşüncesi beni ilk okuduğumda da derinden etkilemişti. Nihai bir hedefin olmadığı, neyi neden yaptığımıza dair makul bir açıklama getiremediğimiz, beklentilerimizin her daim ‘gerçekle’ uyumsuz olduğu ancak yine de tüm bu anlamsızlığa rağmen yaşamaya ve hatta mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmemiz gerektiği fikri, hayata dair kendi düşünce/hislerimle o denli örtüşüyordu ki Camus benim için diğer tüm düşünür/yazarlar arasında çok özel bir yer edindi. Hatta halihazırda, Camus’nün bu temel izlekleri üzerinde şekillendirmeye çalıştığım düşüncelerimi temel alan bir novella kaleme almaya çabalıyorum…

Çok sonra, Camus’nün ‘saçma’ düşüncesine benzer ifadelere hiç beklenmedik bir yerde, Eski Ahit kitabı Ecclesiastes’te de rastladım.  ‘Vaiz’ yahut bazı çevirilerde ‘Derlemeci’ olarak geçen ve Kral Süleyman tarafından yazıldığı düşünülen bu kitap “Her şey boş, bomboş, bomboş!” diye başlıyor. En bilinen bölümüyse şöyle:

“Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır.

Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var.
Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.

Öldürmenin zamanı var, şifa vermenin zamanı var.
Yıkmanın zamanı var, yapmanın zamanı var.

Ağlamanın zamanı var, gülmenin zamanı var.
Yas tutmanın zamanı var, oynamanın zamanı var.

Taş atmanın zamanı var, taş toplamanın zamanı var.
Kucaklaşmanın zamanı var, kucaklaşmamanın zamanı var.

Aramanın zamanı var, vazgeçmenin zamanı var.
Saklamanın zamanı var, atmanın zamanı var.

Yırtmanın zamanı var, dikmenin zamanı var.
Susmanın zamanı var, konuşmanın zamanı var.

Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var.
Savaşın zamanı var, barışın zamanı var.”

Ancak tabii ki de, Eski Ahit’teki bir kitaptan beklendiği üzere, Ecclesiastes metninin sonunda her şey bir şekilde Tanrı’ya bağlanıveriyor. Şöyle ki:

“Her şey duyuldu, sonuç şu:

Tanrıya saygı göster, buyruklarını yerine getir,
Çünkü her insanın görevi budur.

Tanrı her işi, her gizli şeyi yargılayacaktır,
İster iyi ister kötü olsun.”

Hatta, bu satırlardan hemen önce şöyle bir ironik öneri de getiriliyor:

“Çok kitap yazmanın sonu yoktur, fazla araştırma da bedeni yıpratır.”

Neyse ki Camus bu fikri çok farklı yerlere taşıyarak Sisifos’a bağlamış, amaçsız ve saçma bir şekilde ömrü boyunca bir kayayı tepeden yukarı çıkarmaya çabalayan bu absürt kahramanın yineleyip durduğu bu tuhaf eylem esnasında mutluluk duyarak aslında başkaldırdığına işaret etmiş.

Defterler – ve özellikle de birinci cilt – daha sonraki ciltler için kaleme alınmış tanıtım metinlerinde de belirtildiği üzere bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu, bir edebiyat laboratuvarı” görünümünde. Ben de buna uygun bir şekilde, birinci ciltte ilgimi çeken bazı bölümleri kısa kısa notlar halinde alıntılamayı yeğledim.

“Zenginlere gökyüzü, fazladan verilen, doğal bir armağan gibi gelir. Yoksullar için, gökyüzü, sonsuz lütfuna yeniden kavuşur.”

“Kitap bir itiraftır, tanıklık etmem için gereklidir.”

“‘Bütün soru şudur: Bir adalet ülküsü için, budalalıkları benimsemek mi gerek?’ Yanıt evet olabilir: Bu güzeldir. Yanıt hayır olabilir: Bu dürüsttür.”

“Yazmak, her şeyle ilişkiyi kesmektir. Bir tür, sanattan el çekmektir. Yeniden yazmak. Çaba, her zaman bir kazanç sağlar, ne olursa olsun. Başaramayanların sorunu tembelliktir.”

“Kediler, çocuklar, halkın boşvermişliği. Boz renkler, gökyüzü, taşın ve suların şatafatı.”

“Her siyasal nutuk duyduğumda ya da bizi yönetenleri her okuduğumda, yıllardan beri, hiçbir biçimde insani bir ses duyamayacağımdan ürkmüşümdür. Her zaman aynı yalanları söyleyen aynı sözler duyulur. Ve insanlar bununla yetinip, halkın öfkesi kuklaları devirmedikçe, ben insanların kendilerini yönetenlere hiçbir önem atfetmediklerini ve bun insanların kumar oynadıklarını düşünüyorum, evet, yaşamlarının bir bölümünün tamamıyla ve sözümona hayati olduğu söylenen çıkarlarıyla kumar oynuyorlar.”

“Kendimin sonuna ulaştım.”

“Kendinden söz etmeme mucizesi.”

“Aylaklığın, yalnızca yeterli güce sahip olmayanları darmadağın edeceğini düşünüyorum.”

“Le Corbusier: ‘Sanatçıyı, kendisini bir insandan daha fazla hissettiği bu dakikaların oluşturduğunu, anlıyor musunuz?'”

“Baudelaire: ‘İnsan Hakları Beyannamesi’nde iki hak unutuldu: Kendi kendiyle çelişme ve başını alıp gitme hakkı.'”

“Rüzgar, dünyadaki ender temiz şeylerden biridir.”

“Webster: ‘Bir insan hint hıyarı gibidir; kokusunun çıkması için onu ezmek gerekir.'”

“Sivastopol kuşatmasında, Tolstoy siperlerden atlar ve düşman ateşi altındaki burçlara doğru kaçar: Farelerden çok korkmaktadır ve bir fare görmüştür.”

“Marcus-Aurelius: ‘Yaşanabilen her yerde, iyi yaşanabilir.'”

Yazıyı bu kez müzikle bitirelim. Therapy?’nin “A Brief Crack of Light” albümünden Ecclesiastes adlı parça gelsin:

Theme by Blogmilk   Coded by Brandi Bernoskie